Ana içeriğe atla

MYANMAR SARKACI.


Sevgili dostlar bir ay kadar köşemize çekilip bataryalarımızı doldurduktan sonra bayramın bitişiyle beraber gündeme döndük.
Gündemin en önemli konusu Myanmar’da katliam korkusuyla Bangladeş sınırına kaçmış on binlerce insanın durumu. Bu insanların tamamına yakını da Myanmar’da azınlık Müslümanlar. Peki oralarda neler oluyor.

1) İngiliz kolonisi zamanında ismi Burma veya Birmanya olan ancak sonradan gelen hem Faşist hem Marksist ve hem de fanatik Budist askeri cuntanın “bizim milli ismimiz Myanmar bundan böyle bize Myanmar diyeceksiniz” fetvasından sonra ismi Myanmar olan bir acayip ülkedir. Bu ülkeyi yönetenler kasaplığa ve cellatlığa bugün Müslümanları keserek başlamadılar zaten son altmış yıldır kendi insanlarının da üstüne kâbus gibi çökmüşlerdir ve özellikle son kırk yıldır ülkeyi dışarıya kapatmış kendi çiftlikleri gibi yönetiyorlardı. Ancak turizm sitelerine veya reklamlarına bakarsanız muhteşem bir tarihe ve hepsi de birbirinden sakin ve uhrevi Buda heykellerine sahip bir ülke gibi gözükse de aslında bir korku tımarhanesidir. Seksenli yıllarda dünya gündemine faşist yönetim canlarına tak diyen ve Berlin duvarının yıkıldığını görüp belki bizim buralar da insafa gelip bizi özgür bırakırlar diyen birçoğu üniversite öğrencisi muhalif göstericileri sokaklarda katliamdan geçirmeleriyle düşmüşlerdi. Bugünkü devlet başkanları (resmi olarak olmasa da pratikte) Aung San Sun Kyi Hanım bugün 72 yaşındadır ve ordusunun ülkesinde yaptığı etnik temizliğe sesini çıkarmamaktadır ama zamanında (1991) ülkesindeki cuntaya karşı yaptığı mücadele sayesinde Nobel Barış ödülü bile almıştı.

2) Açıkhava hapishanesi olan bu ülkenin devleti sadece Müslümanları değil on yıllardan beri başta kendi ülkesindeki insanlar olmak üzere kendisine “öf” diyen herkesi öldürüyor. 45 milyon nüfusları var ama esas önemli tarafı toprağının altında Asya’nın en zengin petrol ve doğal gaz rezervleri bulunması, toprağın üstünde de çok değerli ahşaplar üretilebilen kaliteli ağaçları var. Bir ülkenin toprağının altında zaten böyle petrol ve gaz oldu mu zaten arkasından kanın gelmesine çoktan alıştık. Allah korusun bizim ülkemizde petrol olmadan bu kadar başımız derde giriyor bir de petrol olsaydı ne yapardık düşünmek bile istemiyorum. Myanmar’ın bir başka ünlü özelliği de köleliğin hatta çocuk kölelerin hala kullanışta olan bir ülke olmasıdır. Tarihlerini de özetleyecek olursak önce İngilizler 1800’lerde gelip İkinci Dünya savaşı sonuna kadar ülkeyi sömürdü, yağmaladı ve gariban insanlarını köle olarak kullandı. Onlardan sonra lafta özgürleşen Myanmar’ın cunta yöneticileri de İngiliz abilerinin örneğini takip ederek kendi ülkelerini sömürdü, yağmaladı ve gariban insanlarını köle olarak kullandı.

3) İngilizlerden sonra altmış sene kendi ülkelerinin insanlarının tepesine binen generaller sanki Myanmarlı değil de hala İngiliz Sömürgecileriymiş gibi kendi halkını aşağılık hamamböcekleri olarak görerek onları daha beter sömürdü. İkinci Dünya savaşında Japonlar Burmayı yani Myanmar’ı işgal edince bir grup Myanmarlı da On San denen bir subayın arkasında “özgürlük savaşı” verdi İngilizlere karşı. İkinci Dünya savaşı bitip İngilizlerin buralarda duracak gücünün kalmadığı anlaşılınca On San denen kahraman bir suikasta uğradı ve ülkesinin özgürlüğünü göremeden öldü. Bugün etnik temizlik yapan Myanmar’ın başındaki kadın işte bu On San’ın kızıdır.

4) Myanmar’ın başına kâbus 1962 senesindeki askeri darbeden sonra çöktü. Ney Win isimli yarı deli bir general ülkeyi yönetmeye başladı. Yarı Stalin yarı Hitler karışımı bir şey olan bu adam başa geçer geçmez ülkesindeki her türlü fikri ve muhalefeti yasakladı. Yerine de yabancı düşmanlığı ve kendi icadı acayip bir Faşizm Marksizm Budizm karışımı bir diktatörlük koydu.

5) Bu deli herif acayip paranoyak ve batıl inançlıydı. Kahinlere ve Astrologlara sormadan tuvalete bile gitmezdi. Üstelik astrologların her dediğini de ciddiye alırdı. Anlatılır ki bir gün astroloğun teki bu herifin “gezegenlerine” falan bakmış ve kanlar içince suikasta kurban gitme tehlikesi olduğunu söylemiş. Deli general de aklı sıra bunu engellemek için her sabah aynanın karşısına geçiyor kanlı kanlı bir et parçasının üstünde tepiniyor ve kanlarını her yana sıçratıyor sonra da aynadaki görüntüsüne ateş ediyormuş. Lafta böyle yapınca kehaneti bozacak yani. Bu zavallı Myanmarlılar yıllarca bu delinin pençesi altında yaşadı. Cunta lideri deli generalin acayiplikleri saymakla bitmez. Bir günde buna demişler ki senin uğurlu sayın 9 rakamıdır. Adam donuna kadar her yere 9 rakamı yazdırmakla kalmadı üstüne ülkenin tüm parasını bir günde değiştirip her yanı 9 simgeleriyle dolu acayip paralar bastırdı. Tabi bu komik paraları kendisinden başka hiçbir ülkenin ciddiye almadığını söylememe gerek yok. Sorsanız çok “milli” ve “güçlü” bir ülke kurduğunu iddia eden bu deli ve diğer general arkadaşları Arakan Müslümanları dahil ülkedeki herkesi o kadar zengin doğal kaynaklar üstünde açlık ve sefaletle dolaşan hayvanlara çevirdi. Koca Myanmar bir ajan devletine dönüştü. Nereye dönseniz metrekare başına beş tane ajan düşüyordu ve rejimden habersiz burnunuzu bile silemiyordunuz. Tüm bunlara artık yeter diyen Myanmar halkı 1988 senesinde sokaklara döküldüyse de karşılarında vahşi bir katil ordusu buldular. Myanmar ordusu kendi ülkesinin gençlerini sokaklarda tarayıp delik deşik etti ve ellerine geçirdiklerini de başkentin içinden geçen nehirde boğdular. Tabi o dönemler kimsenin bunlardan haberi yoktu.

6) Myanmar’daki her tür protesto gösterisi acımasızca bastırıldı. Canlarını kurtarabilenler askerlerin insanları canlı canlı gömdüğünü veya yaktığını anlattılar. Bu kadar insan ölürken neredeyse tüm dünya devletleri kör olmuştu. Hadi dürüstçe söyleyin bugün Arakanda Myanmar ordusunun öldürdükleri yıllardan beri olduğu gibi gene kendi öz be öz Budist vatandaşları olsaydı Müslüman ülkeler ve bizler kılımızı kıpırdatıp umursar mıydık? Umursardık diyorsanız işte son altmış yıldır Myanmar faşistleri kendi Budist vatandaşları kesmeye doyamadı kimsenin haberi oldu mu?  İngilizler bu ülkeden çekilip gittikleri zaman arkalarında bıraktıkları yönetimi tabii ki kontrol etmeye devam ettiler. En güzel örneği de bugün ülkenin başında olan ve lafta Nobel Barış ödüllü kadının durumudur. Bu kadın bundan otuz sene önce ülkesinde insanlar diri diri gömülüp sokaklarda kesilirken hatta askerler hastanelere girip öldürmek için muhalif ararken kendisi lafta muhalefetin lideri olduğu halde kılına dokunulmamıştır. Sadece ev hapsinde yaşamıştır (o da lüks bir ev öyle dam falan değil piyanosu falan olan bir ev). Neden derseniz bu kadın İngiliz vatandaşıdır ve doksanlı yıllarda muhalefetin başına geçmek için ülkesine döndüğü uçak zaten İngiltere’den geliyordu.

7) Myanmar denen yer koca bir orman oluşur dersek çok abartmış sayılmayız. Her taraf sık ve gür ormanlarla kaplıdır. En büyük problemde ulaşımdır. Japonlar bu ülkeyi işgal ettiğinde ilk yaptıkları iş ülkeye demiryolu döşemek olmuştu ama içinde her türlü zehirli börtü böcek olan ve elli derece sıcakta demiryolu yapmak ölümcüldü. Bu sebeple önce ellerindeki İngiliz esirlerini bu demiryollarının yapımında çalıştırdılar. Yüzlerce İngiliz esir asker bu kölelik sırasında öldü. Savaştan sonra İngiliz devleti Myanmar’ın birçok yerine süslü askeri mezarlıklar yaptırdı ve Japonların yaptığı katliamları dünyanın gündeminden hiç düşürmedi. Yalnız bu demiryolu inşaatlarında binlerce Myanmarlı da zorla çalıştırılmıştı ve 150 bin kadarı ormanlara demiryolu döşemeye çalışırken öldüler. Onlardan nedense kimse pek bahsetmez. Peki İkinci Dünya savaşı bitip Japonlar gittikten sonra ne oldu derseniz. Bir şey olmadı aynen devam. İngilizlerden sonra gelen deli general ve cuntası bu sefer kendi halkını köle olarak demiryolları döşemesinde çalıştırmaya devam etti. Binlercesi de ölmeye devam etti.

8) Her yeri orman olan Myanmar’da halen orman içinde kasabalara demiryolu döşemek için çalışmalar devam ediyor çünkü ordunun derdi her yere askerini sokabilmek. Bir yere demiryolunun girmesi demek oraya askerin de girmesi demek. Bu sebeple 200 bin kadar köle hala Myanmar’da sinekler gibi ölerek demiryolu döşemeye devam ediyor. Peki biz neden bunları bilmiyoruz derseniz tek bir kölenin görüntüsünü bile çekmeniz başınızın belaya girmesine yeter de artar diyebiliriz. Mesela bir grup Myanmarlı özgürlük yanlısı genç bu kölelerin görüntülemek için demiryolu çalışma kamplarına gidecek oldu ancak fark edilince hemen kaçmak zorunda kaldılar. Askerler bu gençleri bölgeye getiren yerel köylü rehberin yeni evlendiği karısını yakaladılar. Köyün ortasında üç gün boyunca sopalarla dövüp tüm kemiklerini kırdıktan sonra bir yüzbaşı gelip kadının iki elini de satırla kopardı. Tabi Myanmar’da halkın köle olarak kullanıldığını büyük devletler bilmiyor değil. Domuz gibi biliyorlar ama umurlarında değil. Mesela Fransız Total petrol firması ve Unicoal Amerika enerji firması bu ülkede petrol boru hatları döşüyorlar. Bu boru hatları ormanların içinde geçiyor ve gemilere yüklenecek limanlara çıkıyor. Bu boru hatlarını döşeme görevi Myanmar devletinin ve bunların inşaatında da gene köleler hatta çocuk köleler kullanılıyor. Minicik çocuklar tüm gün sırtlarında kilolarca çamur taşımak zorunda. Çocuk köle meselesi de şu. Boru hattının geçtiği her köydeki her erkek çalışmak zorunda. Eğer bir ailede yetişkin erkek yoksa ve paraları da yoksa çocukları çalışmak zorunda. Bu sebeple dokuz yaşında kızları ve erkekleri ormanın içinde kölelik yaparken görebilirsiniz. Bunların hepsini de Fransız ve Amerikan şirketleri biliyorlar. Myanmar zaten bir sahte çelişkiler ülkesi. Ülkeye Batıdan gelen bir ton “kendini bulmak isteyen” ve “Budizm aşığı” turist ağızları bir karış açık “aman da ne uhrevi ne huzurlu” diyerek Myanmar’ın egzotik tapınaklarını geziyor ve lüks otellerde kalıyor. Bunların ülkeye getirdiği dövizlerle de Myanmar ordusu kendine silahlar alıp halkını köleleştiriyor ve Müslümanlara etnik temizlik uyguluyor.

9) Myanmar’daki turizm işi o kadar trajikomik durum da ki. Siz turla egzotik tapınakları ve sarayları gezerken hemen yanınızdaki yol yapım çalışmasında ayakları çıplak ve toz toprak içinde köleler taş kırıyor ve bunların ayaklarında da bayağı kocaman kocaman zincirler ve tepelerinde muhafızlar var. Ama turistlere sorsanız döndükten sonra Myanmar nasıl bir yerdi diye. Ah aman çok egzotik ve huzurlu bir yerdi falan derler. Kölelerin çoğu siyasi suçlu ve Myanmar’da siyasi suçlu olmak çok kolay. Tek bir muhalif şiir okumanız bile on seneden başlıyor. Tüm Batılı ülkeler ve oraya turist yollayanlar bu rezillikleri köpek gibi biliyorlar ama paranın tadı başka. Bu Arakan Müslümanları meselesi olmasa oralarda yaşananlar kimsenin umurunda olmazdı.

10) Myanmar’da bugün neden Müslümanlara saldırılıyor derseniz sebebi basit. Her diktatörlük ezdiği halkın içi rahatlasın diye ona bir düşman gösterir. Mesela Naziler için bu Yahudilerdi, Sovyetler içinde karşı devrimci hainler. Myanmar rejimi içinde Müslümanlar. Beyinlerini yıkadıkları ve Budizm’i faşist bir şekilde yorumlayıp robota çevirdikleri insanlara işte tüm sorunlarınızın kaynağı Müslümanlar ve bunların sayısı da artıyor. Bunları kesmemiz lazım propagandası yapıyorlar. Bugün Myanmar’da Müslümanım dediğiniz anda insanların size bakışları değişir. Ülkenin başında lafta demokratik seçilmiş parti ve Nobel Barış ödülü almış bir kadın var ancak tüm generaller ve cunta yerli yerinde duruyor. Büyük bir ihtimal Müslümanlara saldırma meselesinin de arka planında ülkede karışıklık çıkarıp halkı cuntayı arar hale getirip tekrar başa gelme planı var. Batı için fark etmez. Sen yeter ki ona petrolü, doğalgazı göster istersen krallıkla yönetil ve insanlarını kasap gibi kes umurlarında olmaz. Örneğin doksanlı yıllarda lafta İngiltere Myanmar’a silah ambargosu uyguluyordu ama İngiliz silah şirketleri İngiliz devletinin desteğiyle kıyamet gibi silah satıyorlardı. İngiltere’de bir yolsuzluk skandalının mahkemesi sırasında bu bilgiler ortaya çıktı da nasıl ört bas edeceklerini bilemediler.

Kısacası Myanmar’da katliam ve kan sarkacı aynen devam. Son altmış yıldır olduğu gibi. Bakmayın siz Batının o timsah gözyaşlarına. Orada ölenler Müslümanlar kimsenin umurunda değil çünkü Myanmar da zaten on yıllardır Budistler ve Müslümanlar öldürülüyor ve insanlar köle olarak kullanılıyor ancak herkes rahat rahat Myanmar’ın lüks otellerinde içkilerini içip Buda tapınaklarını ziyaret etmeye devam ediyorlar.

Sevgilerimle
Aydın Serdar Kuru
www.serdarkuru.com


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MORAL BOZMA TEKNİKLERİ

Sevgili dostlar,

Ülkemizin pek çok cepheden saldırı altında olduğu bu günlerde en tehlikeli saldırılar görünmeyen ve psikolojik harp amaçlı hamlelerdir. Çünkü geldiğini gördüğünüz bir yumruğa önlem alabilirsiniz ama sizi deviren esas yumruk,görmediğiniz yumruktur.

Psikolojik harbin temel amaçlarından biri hedef ülke insanlarının moralini düşürmek ve mücadele azmini kırmaktır.Morali olmayan insanlar ne kadar güçlü olurlarsa olsunlar direnmekten kolayca vazgeçerler ve kaybedilen her savaş önce insanların zihinlerinde kaybedilir.

Bugün sizlerle Psikolojik Harp çerçevesinde Moral Bozma (DEMORALIZATION) tekniklerinden bahsedeceğim böylece şahit olduğunuz pek çok olayda yapılan hamleleri görüp analiz etme şansınız olacaktır.Kullanılan tekniğin ne olduğunu bilirseniz etkisinden de kaçınmanız mümkündür.

1) Düşmanın moralini bozmak ya somut şekilde onu askeri açıdan yenmekle veya kendi durumuyla alakalı görüş açısını değiştirmekle olur. Görüş açısı değiştirmeye basit bir örnek verecek olursam,eğer…

DUYGUSAL BEYİN YIKAMA

FETÖ örgütü elebaşı Gülenin vaazlarını ilk ciddi analizim iki binli yılların başıdır. O dönemlerde hitabet yoluyla insanları ikna etmenin psikolojik temellerini araştırıyordum ve esas ilgi alanımı nutuklarıyla dünyayı ateşe veren Adolf Hitler ve Amerikan televizyonlarında canlı yayınlarda verdiği vaazları esnasında binlerce insanı toplu histeriye sokabilen ve sahneye çağırdığı seyircileri birkaç kelimesiyle bayıltıp sonra da ya içlerinden şeytanı çıkardığını ya da hastalıklarını iyi ettiğini iddia eden Evangelist rahip Benny Hinn oluşturuyordu.

Araştırmalarım esnasında mailleştiğim ve Amerika’da bir üniversitede sosyal psikoloji üzerine araştırmalar yapan eğitmen bir dostum bana Türkiye’de yaşadığım halde neden Gülenin vaazlarını incelemediğimi sordu. Tabi kendisine verecek mantıklı bir cevap bulamayınca oturdum Gülenin o dönemlerde Samanyolu televizyonunda sabaha karşı yayınlanan vaazlarını dikkatle incelemeye başladım.

Gördüklerim çok ilginçti ve ilk tepkim Gülenin “eğitilmiş” bir bey…

BİLGE SAVAŞÇININ NASİHATLERİ.

Bilge savaşçı bir akşam öğrencilerini bembeyaz mermerden yapılma okulunun geniş sütunlu giriş kapısı önünde toplayarak konuşmaya başladı.
"Bu akşam sizinle kendi yaşamımda öğrendiğim birtakım gerçekleri paylaşmak istiyorum ki üzerlerinde düşünebilesiniz.
İnsanların vicdanına güvenerek iş yapmayın çünkü birçok insanın vicdanı sandığınız şey üzerlerindeki toplum baskısından başka bir şey değildir. Eğer yakalanmayacaklarını ve ayıplanmayacaklarını bilirlerse size her kötülüğü yapabilirler.
Sizi korkutmaya çalışan bildiğiniz düşmanlardan korkmayın çünkü görebildiğiniz düşmanı yenebilirsiniz. Korkmanız gereken, varlıklarının farkında olmadığınız görünmez düşmanlardır.
Her masalın bir kötü canavarı bir de kahramanı bulunur. Eğer masallarda değil gerçek dünyada yaşamak istiyorsanız orada kötü canavarların ve kahramanların var olmadığını bilin.
Kara kalabalıklardan korkun. Çünkü kalabalığa karışan insanlar kendi karakterlerini kaybederek hipnotize olmuş bir şekilde tüm benliklerini o k…