Ana içeriğe atla

SÜRDÜRÜLEBİLİR MARKA OLMAK.

Sürdürülebilir Markalar (Sustainable Brands) 2016 İstanbul konferansına AMT Danışmanlığın kibar davetiyle katılmak ve çeşitli gözlemler yapma fırsatım oldu. Swissotel Bosphorus’da iki gün süren konferans çok iyi organize edilmişti ve marka alanında son trendler ciddi şekilde konuşuldu ve tartışıldı. Şimdi organizasyon bünyesinde konuşulan konulardan dikkatimi çeken bazı şeyleri ve bunlar hakkındaki düşüncelerimi sizlerle paylaşmak istiyorum.

1)Teknolojinin gelişimiyle insanlar müthiş bir mesaj bombardımanı altında. Akıllı telefonlardan akıllı televizyonlara ve adımımızı attığımız her yerde bitiveren reklam kampanyalarına kadar her gün on binlerce mesaj zihinlerimize gidecek yollar arıyor. Bu tabi insanlarda büyük bir algı karmaşası yaratmakta ve zihnimiz sürekli bir filtreleme mekanizması çalıştırmakta. Şirketler reklam kampanyalarını tasarlarken mesajlarının birçok insanın filtreleme sistemleri tarafından elenebileceğini göz önüne almak zorunda. Milyonlarca lira harcadığınız büyük bir reklam kampanyasının mesajları günlük olarak insanların boğuşmak zorunda olduğu binlerce mesajın arasında karambole gidebilir. Burada bilinmesi gereken husus insanların ilgi duydukları ve gündemlerine giren olay ve kişilerle alakalı dikkatlerini yoğunlaştırdıklarıdır böylece filtreleme sistemleri o an gündemlerindeki olaylar neyse onunla alakalı mesajları zihinlerine geçirir. Kampanyanızı dizayn ederken özellikle sosyal medyada hedef kitlenizin güncel gündemi nedir ve dikkatleri hangi alandadır dikkat etmeniz lazım. Örnek vermem gerekirse kucağında koca bir kalpli yastık olan dev gibi bir ayıyı vitrininize koysanız erkek müşterileriniz günlerce bu vitrinin önünden bu kocaman oyuncak ayıya dikkat etmeden geçebilir ancak eşlerinin veya kız arkadaşlarının doğum günü veya sevgililer günü gibi özel günlerde o kocaman ayı bir anda zihinlerinin dikkatini çekecektir. Yani zamanlama ve içerik son derece önemlidir.

2) Mesajlarınız basit ve anlaşılır olmalı, duygulara hitap etmelidir. Örnek olarak eğer kampanyanızı veya vizyonunuzu tek bir tweet yani 150 karakterle anlatamıyorsanız insanların çoğuna ulaşamayacaksınız demektir. İçinde bulunduğumuz hiper hızlı yaşamda insanların sizin uzun basın açıklamalarınızı, içi sıkıcı yazılarla dolu sitelerinizi ve koca koca tanıtım broşürlerinizi okumaya zamanları yok. Bunlara harcadığınız paraları çöpe atmış sayabilirsiniz. Bazen insanların dikkatini çekecek ve duygularını harekete geçirecek tek bir sosyal medya mesajı yüz binlerce liralık reklam materyalinden daha fazla işe yarayabilir.

3) Markanızın mesajını basitleştirmek zaman ve uzmanlık ister. Verdiğiniz hizmet veya sattığınız ürün her neyse tüketiciye mesajınızı doğru ulaştırmanız gerekir ve bunu da mesajınızı basitleştirerek yapabilirsiniz. İnsanların size verecekleri dikkatleri ve zamanları sınırlıdır. Yazılı ve görsel mesajlarınızın basitleştirildiğine ve duyguları harekete geçirebilecek şekle sokulduğuna emin olana kadar üzerinde çalışmaya devam edin.

4) İnsanlar artık her şeyi basit, kolay ve hızlı bir şekilde istemekteler. Pahalı ve cafcaflı e-ticaret siteniz eğer tüketici tıkladığı zaman kısa zamanda açılmazsa tüketici hemen başka bir siteye geçmektedir. Verdiğiniz her hizmet kolay ve basit olmalı, sattığınız ürünlere ulaşım ve kullanımı gene basit olmalıdır. Tüketicinin sabrı teknolojinin hızı sayesinde artık iyice düşmüştür. Hele markanızın akıllı telefonlarda kullanışlı bir hizmet uygulaması yoksa markanızı kapatın gitsin.

5) Her marka çevresindeki kaynakların sürdürülebilir olmasına bağımlıdır. Hammadde ve insan kaynağı gibi faktörleri sürekli çarçur eden bir markanın sürdürülebilir olması mümkün değildir. İşinizi öyle bir yapmanız gerekir ki etrafınızdaki kaynaklar azalmak yerine artsın. Mesela Finlandiya ana sektör olarak orman ürünlerine kısacası kaliteli keresteye bağımlıdır. Her sene ağaç üzerine binlerce ürün Finlandiya şirketleri tarafından üretilip piyasaya sürülmektedir fakat Finliler akılcı bir şekilde yediden yetmişe tüm nüfusları ağaçların ve çevrenin korunmasına o kadar kendilerini vermişlerdir ki on sene içinde artan ağaç kesimine ve ahşap üretimlerine rağmen Finlandiya ormanları azalmak yerine yüzde yirmi artmıştır. Sürdürülebilir üretim işte budur.

6) İçi tıka basa ürün dolu dükkanların ve vitrinlerin çağı geçiyor. İnsanlar artık almak istedikleri ürünleri bilgisayarlarından ve mobil telefonlarından yüzbinlerce seçenek arasından beğenip satın alıyorlar. Hatta bazı firmalar üç boyutlu ve sanal gerçeklik uygulamalarıyla ürün ve hizmetlerini insanların telefonlarına kadar getirmiş durumda. Kısacası bundan sonra tüketici sizin dev gibi dükkanlarınız ve vitrinlerinizde saatlerce zaman geçirmeyecek, büyük showroomlar ve bunların içinde elemanlar istihdam etmenize gerek yok. İnsanlar oturdukları koltuktan kalkmadan ürünlerinizi üç boyutlu ortamda görmek ve siparişlerini o şekilde vermek istiyorlar. Alışverişe çıkma alışkanlıkları ve algıları değişiyor dikkatinize

7) Sürdürülebilir, insana ve çevreye saygılı bir marka olmak esas amaç. Sadece pazarlama ve halkla ilişkiler odaklı “sürdürülebilir marka” görüntüsü vermek amacıyla kısa vadede insanları kandırmak mümkün ancak içinde bulunduğumuz bilgi çağında kitleleri uzun vadede kandırmak pek mümkün değil ve samimiyet kısa zaman içinde anlaşılabiliyor.

8) Yapılan araştırmalara göre insanlar akıllı telefonlarını günde ortama 150 kere kontrol ediyorlar ve uyurken bile yanlarından ayırmıyorlar. Artık akıllı telefonlar hepimizin vücudunun bir parçası oldu ve önümüzdeki yıllarda internete bağlı lensler gibi ürünler geldikçe hepimiz bir şekilde internete bağlı olacağız. Böyle bir ortamda markalarınız internet ve sosyal medya kanallarında aktif, etkin ve dikkat çekici değilse işiniz kısaca bitmiştir diyebiliriz.

9) Dünyada ülkeler artık sadece gelişmiş ülkeler ve geri kalmış ülkeler olarak kesin bir ayrıma doğru gitmeye başlıyor. Teknoloji yarışında geride kalan ülkeler tamamen başka bir grubun içinde yaşamlarını sürdürecekler. Türkiye’nin en önemli meselesi önümüzdeki elli sene içinde hangi grup içinde yer alacağı. Bu yarışta insan kalitesi çok önemli ve şu anki manzara pek iç açıcı değil. Örnek olarak OECD ülkelerindeki öğrenciler arasında yapılan bir araştırmada Türk öğrenciler “Okuduğunu anlama” alanında 37 ülke arasında 31.sırada. Bu o kadar vahim bir tablo ki gelen nesil okuduğunu anlamıyor demektir ve bu nesilden ileri teknoloji alanında bir şeyler beklememiz çok zor. Şu an dünyada teknoloji sektörünün esas olarak belirleyici sektör olduğunu düşünürsek acayip tartışmaları bir kenara bırakıp çocuklarımızın eğitim sorununu çözmemiz lazım yoksa gelecekte onları ileri teknoloji üreten ülkelerin “kölesi” ve “ucuz işgücü” olmak dışında bir gelecek beklemiyor

10) Denizlerin kirlenmesi ve plastik atıklar ciddi bir sorun olmaya başladı. Denizlerin plastik insan atıklarıyla dolması bu hızda devam ederse 2050 senesinde denizdeki plastik atıkların oranı denizin içindeki balıkların oranından daha fazla olacak. Bu alanda birçok firma ciddi işlere girişmeye başlamış. Mesela Nike firması denizden toplanan atıklardan dönüştürülen malzemeden ayakkabılar üretmeye başlamış ve bu ayakkabılar 3D yazıcılar sayesinde tamamen tüketicinin ayağına özel üretiliyor. Bir kısım firmalarda gene deniz atıklarından moda ürünleri üretmeye başlamışlar. Kirliliği önlemek için atıkların geri dönüşümü ve pratik olarak insanlar tarafından kullanılabilmesi çok önemli.

11) İnsanların algısı artık iyice görsellik üzerine yürüyor. Dünyada bir gün içinde 3 milyon akıllı telefon aktif hale geliyor ve bu telefonlar ağırlıklı olarak video izlemekte kullanılıyor çünkü Internet üzerinden indirilen içeriğin yüzde 77’si video. Yani markanızın tanıtımı ve içeriğinin ağırlıklı olarak iyi tasarlanmış, kısa ve etkili videolar aracılığı ile taşınması gerekmekte. Reklam dediğiniz zaman aklına hala matbaada broşür bastırmak gelen firmalara ithaf olunur.

12) Firmalar klasik olarak devletin görev sahasına giren alanlara da el atmış durumda. Mesela Sanko firması Muş gibi geri kalmış ama toprakları çok bereketli şehirlerimizde Ayçiçeği tarımı gibi çiftçinin daha çok kazanabileceği ve ülkemizin yağlı tohum alanında dışa bağımlılığını azaltacak teşvikler veriyor. Mesela Unilever gibi dev firmalar gıda alanında direkt olarak üreticileri destekliyor. Sadece Algida markasının çilekli dondurması için gereken çilekler veya Knorr markasının çorbalarında kullanılacak domatesler sadece Unilever için çalışan çiftçi aileler tarafından son teknolojiyle üretiliyor. Yani firmalar artık tarım gibi klasik sektörlerde ağırlıklarını koymaya başladı.

Kısacası Sürdürülebilir Markalar 2016 İstanbul konferansı benim için son derece faydalı ve bilgilendirici oldu. Bu güzel fırsat için AMT Danışmanlık ve kurucusu Ahmet Seyitoğlu beye teşekkür ederim.

Sevgilerimle

Aydın Serdar Kuru

www.serdarkuru.com

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MORAL BOZMA TEKNİKLERİ

Sevgili dostlar,

Ülkemizin pek çok cepheden saldırı altında olduğu bu günlerde en tehlikeli saldırılar görünmeyen ve psikolojik harp amaçlı hamlelerdir. Çünkü geldiğini gördüğünüz bir yumruğa önlem alabilirsiniz ama sizi deviren esas yumruk,görmediğiniz yumruktur.

Psikolojik harbin temel amaçlarından biri hedef ülke insanlarının moralini düşürmek ve mücadele azmini kırmaktır.Morali olmayan insanlar ne kadar güçlü olurlarsa olsunlar direnmekten kolayca vazgeçerler ve kaybedilen her savaş önce insanların zihinlerinde kaybedilir.

Bugün sizlerle Psikolojik Harp çerçevesinde Moral Bozma (DEMORALIZATION) tekniklerinden bahsedeceğim böylece şahit olduğunuz pek çok olayda yapılan hamleleri görüp analiz etme şansınız olacaktır.Kullanılan tekniğin ne olduğunu bilirseniz etkisinden de kaçınmanız mümkündür.

1) Düşmanın moralini bozmak ya somut şekilde onu askeri açıdan yenmekle veya kendi durumuyla alakalı görüş açısını değiştirmekle olur. Görüş açısı değiştirmeye basit bir örnek verecek olursam,eğer…

BİLİNÇALTI TEMİZLİĞİ.

Sevgili dostlar,

Amerika’da 1970’ler sonrasında ülkemizde de son yirmi yıldır gözlemlemeye başladığım ilginç bir kişisel gelişim hizmeti insanlara sunulmakta. Bu büyük hizmetin ismine “Bilinçaltı Temizliği” diyorlar.
Google hazretlerinde böyle bir arama yaptığınız zaman hepsi de birbirinden “uzman” arkadaşların bilinçaltınızı temizleyip pırıl pırıl ve mis gibi yapacaklarını iddia eden reklamlarını, sitelerini hatta televizyon programlarını görebilirsiniz (reyting reyting)
Bu hepsi de birbirinden değerli “bilinçaltı temizlik uzmanlarının” farklı farklı sanatları var. Kimi Hindistan gezisinde yüz dolar verip katıldığı ve orada sokaktaki dilencilerin bile yaptığı bir takım meditasyon tavsiyelerinde bulunuyor, kimi hipnoz ve telkinle bilinçaltınızı Domestosla temizlenmiş gibi yaparım diyor, kimisi de ciddi şekilde eski transistörlü radyolardan bozulmuşa benzeyen uydurma makinelere sizi kablolarla bağlayarak bu işi çözdüklerini iddia ediyorlar.

İşin bence gerçeğini (bak bence dedim) söylemem g…

KENDİNE GÜVENSİZLİKTEN KURTULMAK İÇİN 10 TAVSİYE.

Sevgili Dostum,

Objektivizm isimli felsefi akımının kurucusu ve saygı duyduğum yazarlardan bir tanesi olan Ayn Rand hanımefendi şunu söyler : 

“Kendine değer vermeyen insan, hiçbir şeye ve hiç kimseye değer veremez”

Bu, kendine güvensizliğin insanların ve toplumların hayatlarını ne kadar zorlaştıran bir düşünce bozukluğu olduğunu açıklayan çok doğru bir sözdür.

Gerek koçluk ve eğitim çalışmalarımda, gerek günlük yaşamımda insanların kendilerini boğan kocaman güvensizlik mengeneleri içinde yaşamaya çabaladıkları mutsuz ve karamsar hayatlarına sık sık şahit olmaktayım

Bu sebeple kendine güvensizlik üreten düşünce ve algı bozuklukları, üzerinde en çok çalıştığım konulardan bir tanesi olmakta.

Eğer sende kendine güvensizlik cehennemi içinde yaşayan ve bu sebeple hayatın birçok renginden kendini mahrum eden insanlardan biriysen, öncelikle bunu dürüstçe kabullenmen gerekiyor.

Şunu iyi bil ki bu sorunu seninle birlikte yaşayan milyonlarca insan var ve bu insanların büyük çoğunluğu dışardan göründük…