Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Eylül, 2015 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

L'OREAL MARKASININ ÇIKTIĞI KÖHNE MUTFAK.

Bir çok insan müthiş fikirleri olduğundan ama paraları olmadığı için bu fikirleri hayata geçiremediklerinden yakınıp durur ancak L'Oreal denen dev güzellik ürünleri markasının kurucusu Eugène Schueller'in beş parasız bir şekilde işe başlayarak azimli ve akıllı bir çalışma sonucu ortaya çıkardığı milyarlarca dolarlık dev başarı aslında "parasızlığın" sadece bir bahane olduğunu ispatlamıştır. 1904 senesinde Paristeki üniversitesinden kimyager olarak mezun olduktan sonra evine kapanan genç Eugène Schueller her gece evinin mutfağında türlü boyalarla deneyler yapmaktadır ve amacı tamamen doğal görünen bir saç boyası bulmaktır. Geceleri evinde ürettiği saç boyalarını ufak şişelere doldurarak sabahın ilk ışıklarında şehirdeki bayan kuaförlerini tek tek gezmekte ve bunları türlü taktiklerle İKNA ettiği yerlere satmaktadır. İşleri o kadar güzel gider ki bu beş parasız kimyager genç iki sene içinde biriktirdiği paralarla kendi şirketini açar. L'oreal markası doğmuştur. …

Honda ve çelikten iradesi.

Ürettiği otomobiller ve motosikletleriyle tanınan Honda firmasını çoğumuz biliriz peki kurucusu olan Soichiro Hondanın ilham verici başarı hikayesi ve müthiş irade gücü hakkında ne biliyoruz ? Bu yazımda Bay Hondanın çoğunuza ilginç geleceğini ve kendi hedefleriniz doğrultusundaki mücadelenizde size ilham vereceğini düşündüğüm başarı hikayesini paylaşmak istiyorum. Bir çok ülke gibi Japonyada 1930'lu yıllardaki büyük ekonomik krizde sersefil olmuştu. İşte bu zorlu dönemde erken yaşlarında çalışma hayatına atılmak zorunda kaldığı için diploması olmayan ama motor ustalığı konusunda büyük bir beceriye sahip Soichiro Honda isimli genç bir adam mahalle arasında açtığı küçücük atölyesinde sürekli olarak motorlarla uğraşıyor ve yeni bir icat bulabilmek için kafa patlatıyordu. Honda yıllar süren ve tamamen kendi imkanlarıyla giriştiği araştırmalar sonucunda "Piston Segmanı" konseptine dayanan yeni bir motor dizaynı keşfetti. Hedefi o dönemlerde Japonyada yeni yeni faaliye…

RED BULL NASIL KANATLANDI ?

Tadı çokta süper olmayan ve içindeki maddelerin zararları hakkında internette bir çok "aman sakın içmeyin" konulu kaynak bulabileceğiniz bir enerji içeceği acaba hangi ikna taktiklerini kullandı ve sizler kendi işinizde ve hayatınızda bundan ne gibi dersler çıkarabilirsiniz ? Red Bull'un başarı hikayesinin arkasındaki kişi Avusturya vatandaşı ve bugün itibarıyla 9.2 milyar dolarlık bir servetin tepesinde neşeyle oturan Dietrich Mateschitz amcamızdır. Mateschitz daha önce olmayan bir pazarı çeşitli ikna ve pazarlama teknikleri kullanarak tamamen kendisi meydana getirmiş ve bu meydana getirdiği pazarı da tepe tepe kullanmıştır. Avusturyada doğan ve çok da iyi bir öğrenci olmadığı için üniversiteyi on senede geze geze bitiren Mateschitz, satış elemanı olarak girdiği Unilever firması için tüm dünyayı dağ taş dolaşıp deterjan,diş macunu ve şampuan satmış ve bu dönemde ikna ve pazarlamanın prensiplerini direkt olarak sahada öğrenmiştir. 1982 yazında sıkıntıdan sayfalarını…

ELMAS NASIL "TEK TAŞ" OLDU.

Bugün eşimle sıkış tıkış bir cafede oturup elimizdeki sütlü kahveleri içmeye çalışırken dikkatim bir anda yan taraftaki masada oturan gruba kaydı ister istemez. Üzerinde süklüm püklüm kalitesiz siyah bir takım elbise giymiş ve oldukça "naif" görünümlü bir erkek yanındaki kıza heyecanlı heyecanlı bir şeyler anlatıyordu. Yanında oturan ve bu arkadaşımızı koca koca açılmış gözlerle dinleyen bayansa bir mahalle düğününe gitmek için hazırlanmış gibiydi ve aşırı makyajı ve parlak pullarla kaplı kırmızı elbisesi ona ayrı bir hava katıyordu. Bu çiftin karşısındaysa sadece diğer kız gibi aşırı makyajlı olmakla kalmayan aynı zamanda aşırı kilolu da olan ve tek başına iki kişilik koltuğu kolayca kaplamış başka bir bayan oturuyordu. Hararetli hararetli bir şeyler konuşuyorlardı ve ilk düşüncem bayram ziyaretlerine çıkmış bir grup oldukları üzerine oldu. Hatta millet bu bayram ziyaretlerini amma da ciddiye almış düğüne gider gibi giyinmişler helal olsun dedim içinden ve eşimin anlattıkla…

Halkla İlişkilerin atası Ivy Lee ve modern yalanlar.

Ivy Ledbetter Lee (1877 – 1934) isimli Amerikalı beyefendi bir çok otorite tarafından Halkla İlişkiler sektörünün kurucularından birisi olarak kabul edilir (Edward Bernays üstadla beraber tabii ki ama o beyefendi hakkında sonraki yazımda detaylı bilgi vereceğim ama şimdi konumuz Ivy Lee) İsmi İngilizcede sarmaşık anlamına gelen Ivy bu isim benzerliğini kötüye kullanan bir takım terbiyesiz adamlar tarafından daha sonra "Poison Ivy" olarak lakaplandırılmıştır yani "Zehirli Sarmaşık". Kendisine bu hiç de sempatik olmayan lakabın neden takıldığını birazdan anlatacağım. Ivy Lee beyefendi Princeton gibi çok baba bir üniversitede okuduğu yetmemiş gibi 1898 senesinde çok daha baba başka bir üniversite olan Harvard üniversitesi Hukuk fakültesine girmiştir.Tabi bu üniversitede okumak için ya çok zeki ya da çok zengin olmanız gerektiği için kendisinin paracıkları suyunu çekmiş ve burs alacak kadar da deha gösteremediği için okulunu bırakmak zorunda kalmıştır. Üniversitede oku…

Böl ve Yönet

Güzel bir bayram günü her yerde birlik beraberlik mesajları verilirken ve "bayramınızı en içten dileklerimizle kutlarız eh artık bir oy verirsiniz" temalı seçim reklamları da ekranlardan akmaya başlamışken canım sıkıldı balkona çıkayım dedim. Tüm sokakları birbirinden "Polat Alemdar " giyinmiş erkekler ve her biri "Bu Tarz Benim" giyinmiş bayanlar doldurmuş ve arka plandan burnuma içten içe kavrulmuş kurban eti kokusu gelirken kulağımı da alt kat komşumun sesini sonuna kadar açtığı ve ne gerek varsa üst üste kanalları değiştirdiği televizyonunun sesi tırmalıyordu. Birazdan bayram ziyaretine gideceğimiz ve hanım içeride on beş bininci kıyafetini "bu nasıl olmuş ?" soruları eşliğinde giyinirken vakit öldürmek için kulaklarımı komşumun hırsla basarak değiştirdiği televizyon kanallarının sesine iyice bir kabarttım. Gelen sesler son derece ilginç bir kakofoni oluşturuyordu. İlk kulağıma gelen kanalda erkek bir televizyon yorumcusu hıçkırır gibi tiz b…

Koyunlar ve Siyaset

İşte gene bir Kurban Bayramı geldi ve yazlığımın balkonundan bir yandan yağmuru seyrederken (bahçeyi sulamaktan yırttım)bir yandan da kitap okuyorum. Tabi arada sosyal medya hesaplarımı da kontrol ediyorum (evet bağımlıyım) Gene her Kurban Bayramı olduğu gibi tüm sosyal medyayı koyun ve koç resimleri kaplamış durumda. Kimi "zavallı koyunları kesmeyin besleyin"derken (tabi bir akşam önce yediği köfte sayılmaz o Mars'tan geldi) kimi de sürekli koyun resimleri eşliğinde bayram kutluyor. Benimse bu koyun resimlerini her gördüğümde aslında onlara ne kadar benzediğimiz gelir. Tabii benzerlik dediğimde sürü psikolojisinden bahsediyorum. Her birimiz kendimizi çok bağımsız özgür ve akılcı insanlar olarak görürüz ve tabii ki beyaz yünlü şirin bir koyundan daha gelişmiş olduğumuzu düşünürüz ama acaba gerçekten öyle mi ? Elinizdeki cep telefonundan giydiğiniz kıyafetlere bir bakın bakalım etrafınızdakilerden ne kadar özgün ve farklısınız ?Telefonunuza bir program indireceğiniz …

Benzerlik ve Siyaset.

İnsanlar genel olarak kendilerine benzettikleri kişilere sempati duyarlar. Siyaset alanında bu kural hedeflenen kitleye "ben size benziyorum ve sizlerden biriyim" imajı verilerek kullanılır. Başarılı siyasetçilere baktığımız zaman bu algıyı çok iyi kullandıklarını görürüz. Hedef kitleniz köylülerse köy kökeniniz öne çıkartılır. İşçilerse güzel bir işçi tulumu ve baretle poz vermeniz harika olacaktır. Oylarını almak istediğiniz memurlara hem geçmiş devlet tecrübeniz hem de alçakgönüllü kılık kıyafetiniz gerekli mesajları verecektir. Keza ağırlıklı olarak dindar bir kitleye hitap ediyorsanız camilerde namaz kılarken,tespih çekerken görüntülenmeniz veya konuşmalarınızda sürekli dini atıflarda bulunmanız sizi o kitleye sempatik gösterecektir. Ailenin önem taşıdığı ülkelerde eşiniz ve çocuklarınızla mutlu aile pozları ve eşinizin kılık kıyafetide bonus puanlardır. Bekarsanız işiniz daha zor tabii. Giyiminizden konuşma şeklinize hatta yemek yerken kaşığı tutma stilinize ka…

Güveç ve ikna.

Bugün denizden geliyoruz hanımla ki aklım fikrim evde bekleyen çay ve kitapta bu yüzden acele ediyorum. Tam eve varacağız hanım "aaaa toprak güveçler ne güzel dedi" bir baktım şişman yaşlı bir amca önünde elli tane boy boy güveç tam sokağın ortasına tezgahı kurmuş müşteri bekliyor. İlk savunma taktiğim çoğu zaman işe yarayan "ne gerek var şimdi" taktiğiydi ama hanım çoktan eline içinde koca bir buzağı pişirilebilecek en büyüğünden dev bir güveci almıştı bile . Bizim şişman satıcı dayı paranın kokusunu aldığı için güveci hanıma sanki teknolojinin en son harikası gibi sunuyordu ve bu işi öyle güzel yapıyordu ki bu meretin Sümerler zamanından beri kullanıldığını bilmesem beni bile inandıracaktı En sonunda satıcı amca fiyatı söyledi ve bana istediğim fırsatı verdi çünkü söylediği fiyat mantık ve izan sınırlarını aşıyordu. Bende hanıma dönerek ve sanki isterse bu parayı vermemin sorun olmadığı ama göz göre göre kazıklandığımızı ifade eden bir tavırla (bu önemli bir …
Propaganda,Manipülasyon ve İkna operasyonlarının en kuvvetli ve etkili olduğu durumlar, insanların kararlarını ve seçimlerini kendi özgür iradeleriyle verdiklerine tam olarak inandıkları anlardadır. En özgür olduğunuzu sandığınız zamanlar belki de en çok kontrol altında olduğunuz durumlar olabilir. İplerini göremeyen kukla kendini özgür sanırmış.
Bir illüzyonistin en büyük amacı numarasını yaparken seyircinin dikkatini başka bir yöne çekmektir. İzleyicilerin dikkatini başka yöne çekmenin çok önemli olduğu diğer alansa Siyasettir. Bir siyasetçinin sözlerini ve yaptıklarını yorumlarken dikkatinizin çekilmek istendiği yere değil bazen tam ters yöne bakmanız gerekebilir. Siyasette şapkadan çıkan tavşan kimdir onu da sizin yorumunuza bırakıyorum.

KRİZ VE BELİRSİZLİK ZAMANLARINDA NE YAPILIR ?

Bizim gibi bir günü başka bir gününe uymayan eğlencesi ve krizi bol ülkelerde girişimcilik ve yöneticilik gibi rolleri oynamak kısacası iş hayatında kelleyi kaptırmamak büyük bir yetenek aynı zamanda zeka gerektirir. İşte gene bol krizli,terörlü,seçimli ve belirsizlik dolu günleri hep birlikte yaşamaktayız. Bu aralar bana en çok gelen soru "Serdarcım sen akıllı adamsın işler gene karıştı ne yapacağız bana bir ayaküstü kurumsal koçluk,danışmanlık yada her ne diyorsan ondan yapıversene" temalı oluyor. Genelde üç aşağı beş yukarı kafamın bastığı kadar benzer şeyleri söylüyorum ama işte hazır ofiste biraz fırsat bulmuşken sizlerle paylaşayım dedim belki faydamız olur. İşte konu hakkında madde madde önerilerim. (Tereciye tere satma modunda değildir sadece kafamdan geçenleri paylaşıyorum bu işin üstadlarına saygılarımız sonsuz ceketimizin önü iliklidir.) 1) Uyum sağlayan ayakta kalır uyum sağlayamayan çöpe gider bir kere bunu gerek kafanıza gerekse şirketinizde bulunan her ye…

TEREYAĞ YERİNE MARGARİN YENİR Mİ ?

Margarin dediğimiz leziz besin bir takım kimyasal işlemler ve hokus pokuslarla elde edilen tamamen "YAPAY" bir gıdadır. Bir takım sıvı yağları alır ve tereyağına benzeyene kadar işlemlerden geçirerek katılaştırırsınız. Fransız İmparatoru 3.Napolyon ( bildiğimiz Napolyon değil onun sonradan tahta geçen akrabası) fakirler tereyağı alamadıkları için mırın kırın etmeye başlayınca toplamış bilim adamlarını ve demiş ki tereyağına benzeyen bir şey bulana ödül vereceğim. Tabii paranın kokusunu alan dönemin kimyagerleri de başlamışlar çalışmaya ve en sonunda bir tanesi margarin dediğimiz maddeyi üretmeyi başarmış (Hippolyte Mège-Mouriès ) Tabi o dönemin insanları daha uyanık olduklarından ve modern reklamcılık taktikleri gelişmediğinden kimse bu acayip şeyi ağzına sürmeye yanaşmamış. En sonunda Fransız kimyager bu buluşunun patentini bir şirkete satmış ve margarinin macerası başlamış. Tabi ardı ardına gelen dünya savaşları ve Amerika'daki ekonomik kriz milletin tereyağına ula…

ÖZGÜRLÜK VAATLERİ

1998 senesinde Turkcell firması resimde gördüğünüz reklamları yayınlamaya başladı ki çok başarılı bir ikna çalışmasıdır. Sol tarafta zemininde izmaritler bulunan daracık bir telefon kulübesinde telefon etmeye çalışan bir adamın ayakları gösterilirken hemen yanında Turkcell hatlı bir cep telefonuna sahip başka bir adamın yemyeşil çayırlara doğru keyifle uzanan ayaklarını görüyoruz. Telefon kulübesindeki adamın gri kumaş pantolonu ve kösele ayakkabılarına karşılık diğer adamın rahat spor pantolon ve ayakkabıları da mesajı kuvvetlendiriyordu. Evet doğrudur tabii telefon kulübelerine bağımlı bir insana göre elinde cep telefonu bulunan bir insanın durumu çok daha özgür gelebilir.. ANCAK Dikkatli düşünürseniz kulübeyi kullanan adam görüşmesini bitirdiği zaman aynı manzaralı çayıra giderek kimse onu rahatsız etmeden keyif çatabilirken ona göre daha özgür görünen diğer adamımız o güzelim manzaranın ortasında zır zır çalan cep telefonunun diğer ucunda "neredesin" diye soran patronunu…